Ermeni Devleti Kurma Çabalarının Sonuca Ulaşamama Nedenleri

     1- Ermeniler devlet kurma iddiasında bulundukları coğrafyanın hiçbir yerinde nüfus çoğunluğuna sahip değillerdi. Üstelik himaye usulünden yaralanmak için Osmanlı tabiiyetinden ayrılarak başka ülkelerin vatandaşlığına geçenlerin sayısı azımsanmayacak düzeydeydi. Nüfus yetersizliğinin olduğu bir bölgede devlet kurmak, o sıradaki büyük güçlerin desteklerine karşın başarılması zor, hatta imkânsız bir durumdu.
2- Osmanlı Devleti bütün güçsüzlüğüne, maruz kaldığı baskılara, siyasî, askerî ve ekonomik sıkıntılarına mukabil ülkenin kalpgâhında yer alan bir bölgeyi, bırakmamak için elinden geleni yapmak zorundaydı. Padişahın “ölürüm de vermem” dediği toprakların terk edilmesi halinde, bunun devleti köklerinden koparmak olacağı aşikârdı. Babıâli’nin ne pahasına olursa olsun böyle bir sonuca rıza göstermeyeceği, Berlin Antlaşması’nın 61. Maddesi kapsamındaki ıslahatlara karşı izlediği tavırda somut olarak kendisini göstermektedir.
3- İngiltere ile Fransa’nın çok yönlü desteğine karşılık, Berlin Antlaşması’ndan sonra Rusya’nın geri plana çekilmesi, Ermenilerin başarısızlığında en önemli sebeplerden biridir. Uluslararası destekçiler bakımından Rusya’dan daha elverişli bir başka ülke bulunmamaktaydı. Avrupalı devletlerin diplomatlar, misyonerler ve gönüllü propagandacılar aracılığıyla sağladığı destek isyancılara moral kazandırsa da, bir bağımsızlık hayalini gerçekleştirecek nitelikte değildi. Ermeniler, Yunan ve Sırp isyanının başarıya ulaşmasından cesaret almışlar ise de Doğu Anadolu Balkanlarla kıyaslanmayacak derecede dış yardıma kapalı, yabancı işgalini engelleyici topografik şartlara sahipti. Akdeniz kıyılarına bir hayli uzak olan bu bölgeye yabancı güçlerin fiilî müdahalesi intihar etmeleriyle eş anlamlı idi.
4- Bölgenin ezici çoğunluğunu elinde bulunduran Müslümanlar (Türkler, Kürtler, Çerkesler), savaşçılık bakımından eşsiz cesaret ve mukavemete sahiptiler. Üstelik burası Hülefa-yı Râşidin devrinden itibaren İslâm hâkimiyeti altına girmeye başlamış bir bölgeydi. Müslümanların bu topraklara verdikleri değer çok farklıydı.
5- Tam bağımsızlık yanlısı örgütler arasında en şiddetlisi olan Hınçak Devrimci Partisi, bizzat Ermeniler üzerinde yeterli hâkimiyet kurabilmiş değildi. Kendi milletlerinden, fakat siyasi görüşleri farklı olan insanların öldürülmesi Ermeniler arasında birlik sağlamayı engelledi. Böyle bir yönetimin gelecekte cemaati felakete sürükleyeceğini düşünenlerin sayısı hiç de az değildi. Korku yüzünden ses çıkaramayanlar olsa da, bunların can u gönülden dava için çalışmadıkları anlaşılmaktadır.
6- Ermeniler arasında çok büyük taraftar bulamamasına karşılık, Osmanlı Devleti’nin ayrılıkçı tutum ve davranışlara karşı tavrı çok sert oldu. Her ne kadar Balkan milletleri örneğinden hareketle bunun duygusal ve psikolojik kaygı ve korkulardan kaynaklandığını düşünmek zor değilse de, zaman zaman sıradan bir şarkı veya marşın aşırı tepkilerle karşılandığını söylemek mümkündür. Yöneticilerdeki genel tavır şu idi: Ermenilere asırlarca kol kanat gerilmiş, onların Bizans veya Rus devletlerinde olmayacak ölçüde gelişmelerine zemin ve imkân hazırlanmış, millet-i sâdıka olarak tanımlanmış, millet statüsü verilmiş, Hariciye Nezareti gibi son derece önemli kurumlarda görevlendirilmeleri sağlanmış; ancak onlar “ihanet” ederek yabancılarla işbirliğine gitmişlerdir. Devlet, Ermenilerden XV. veya XVI. yüzyıldaki gibi bir sadakat beklentisi içerisindeydi. Çok yönlü saldırılarla karşı karşıya gelen, içeriden ve dışarıdan haksız suçlamalara maruz bırakılan hükümet yetkililerinin böyle düşünmesini çok fazla yadırgamamak gerekir. XIX. yüzyıl devlet aklının Namık Kemal, Ziya Paşa gibi mevcut düzeni eleştiren, yeniden yapılanmayı tavsiye eden Müslüman aydınları da anlayacak, söylediklerini değerlendirecek bir sistem kuramadığını belirtmek gerekir. Dolayısıyla dinî ayin ve ibadetlerine karışılmadığı için minnettar olan Ermenilerin yerini, bireysel ve toplumsal hak arama mücadelesi verenlerin aldığını anlayamayan yönetici kadro, çağın getirdiklerini, yeni zihniyeti, değişen dünya konjonktürünü sağlıklı değerlendiremedi, doğru algılayamadı. Ortaya çıkan problemlerin peşinden koşmaya çaba gösterdi. Sorunlara karşı verilen tepkilerin yüz veya iki yüz yıl öncesinden çok farklı olduğu söylenemez. Hemen bütün tedbirler güvenlik odaklı oldu. Bir dış müdahaleyi sağlamayı temel önceliği ilan etmiş tedhiş örgütü karşısında, yapılanlarda haklılık payı olduğu inkâr edilemez ise de; varılan sonuç iyi niyetli Ermenileri de kaybetmek oldu.
7- Ermenileri muhtelif vesilelerle kışkırtan, kan dökmelerine yol açan Batılı devletlerin de, onların hayal ve iddialarına ciddi anlamda inandıkları söylenemez. Üç denizde (Karadeniz, Akdeniz, Hazar Denizi) sınırları olan muhayyel bir imparatorluk kurma iddiasına sadece dudak büktüler. Yalnız Ermeniler, daima yanlarında olunduğuna dair boş sözlerle avutuldular. Bu devletler Makyavelist bir anlayışla kullanabildikleri sürece desteklediklerini ifade ettikleri Ermenileri, işleri bitince Patrik Kırımyan’ın kâğıttan kaşığına nazire yaparcasına buruşturup bir kenara attılar.
8- Hınçak Partisi taraftarlarının beklediği şey, Osmanlı Devleti’nin büyük bir savaşa girmesi halinde gerçekleştirilecek genel ayaklanmanın başarıya ulaşacağı ve neticede istiklâle kavuşulacağı hayali idi. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte partiye bağlı çeteler harekete geçtiler. Bilhassa Doğu Anadolu’da saldırılar, katliamlar, cephe gerisinde sabotajlar gerçekleştirildi. Bizzat Ermeni kaynakları, kitap ve mecmuaları bu savaş sırasında “kahramanlık” yaparak Türklere saldıran, köy ve kasabaları yakan Ermeni çetelerinin toplu resimlerini, hikâyelerini yayımlamaktaydılar. Rus ordusuna katılan Ermeni gönüllülerden oluşan bölük ve taburların tanıtım ve propagandası sayfalar tutmaktaydı.

Kaynak:

 Prof. Dr.Abdullah Saydam , Erciyes Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Yeni Türkiye Ermeni Meselesi Özel Sayısı, Eylül-Aralık 2014, Cilt 3 ,s.1865-1886 

BENZER KONULU MADDELER:

haypedia.com
armeniaottomanpedia.com
armeniaturkishpedia.com
HAKKIMIZDA
Yardım
İletişim
© 2015 haypedia.com