Ermenilerin Katliam Haberleri Ne Kadar Güvenilirdi?

Ermeni tezlerini savunanlar, zorunlu göç yolculuğunu bir ölüm yolculuğu olarak sunma gayretindedirler. Bu yüzden konvoylara yapılan baskınlar ve toplu kıyım haberleri sürekli batı basınına servis edilmiştir. Elbette bu katliam haberlerinin amacı Hıristiyan kamuoyunu etkilemek, daha çok yardım toplanmasını sağlamak ve Amerika’yı müttefiklerin yanında savaşa sokmaya ikna etmekti. Misyonerler ve Ermeni dostları yaptıkları yayınlarla, Amerikan kamuoyunu barbar Müslüman Türklerin asil bir Hıristiyan halkı olan Ermenileri imha ettiklerine inandırmaya çalışıyorlardı.

 

İnsanları ikna etmenin yolu bol bol katliam haberleri yapmak ve bu katliamlar sırasında ölenlerin dramatik aile hikayelerini aktarmaktı. Batıda çok az kişi gazetelere yansıyan raporların içeriğini ve kaynak değerini sorguluyordu. Halbuki bu raporların çok büyük bir kısmı tamamen gerçek dışı, masa başında uydurulmuş senaryolardı. İnandırıcılığını artırmak için bol bol tecavüz edilen Hıristiyan kız, zorla Müslümanlaştırılan Ermeni ve çöllerde aç susuz işkencelere mâruz bırakılan insan tasvirleri kullanılıyordu.

Türkçe bilmeyen diplomatlar ve bir kısım misyonerler, kendilerine Ermeni yardımcılarının anlattıkları uydurma katliam haberlerini diplomatik bir lisanla ülkelerine rapor olarak gönderiyorlardı.

Bu raporların çoğunun dedikodu olduğunu birkaç örnekle gösterelim:

Öncelikle konsolosların ve misyonerlerin yazdıkları raporların genelde tanıklığa değil, duyumlara dayandığı bilinmelidir. Rapor sahipleri bu durumu açıklıkla “dedikodulara göre”, “söylendiğine göre”, “güvenilir bir kaynaktan alınan habere göre”, “çok güvenilir bir kaynağa göre”, “katliamdan sağ kurtulan bir Ermeni’ye göre” ve “doğru bir haber olduğuna inanmak için pek çok nedenim var” gibi muğlak ibareler ekleyerek vermektedirler. Halbuki batı basınında bu haberler bir muhabire dayandırılır ve birinci derecede tanık ifadesi gibi sunulur.

Katliam raporlarının birkaçını kaynak değeri açısından sorgulayalım:

Örnek 1: Trabzon’daki Amerikan konsolosu Oscar Heizer Trabzon’dan sürgün edilenlerle ilgili bir rapor yazar. Bu raporda Konsolos Heizer’in Değirmendere’de gerçekleştiğini duyduğu katliamlar anlatılır. Duyumlara göre Değirmendere kızıla bürünmüş ve Ermenilerin cesetleri ile dolmuştur. Bu katliamı soruşturmak üzere Oscar Heizer yanına Almanya konsolosunu da alarak bir teftiş gezisine çıkar. Alman Konsolosu Bergfeld ile birlikte Değirmendere boyunca ceset aramaya çıkan Heizer, 28 Temmuz 1915 tarihli raporunda bu teftişi rapor ederken uzun süre derede bir şey bulamadıklarını, ta Maçka’ya kadar gittiklerini yazar. Raporu şu şekilde devam eder: “17 Temmuzda Alman Konsolosu’yla at üstünde gezerken üç Türk’ün kumda mezar kazdıklarını gördük. Bize 4 Ermeni gömdüklerini söylediler.” Ölüm sebepleri hakkında da bir kanaat yoktur. Ortada öyle kızıla bürünmüş üzerinde cesetlerin yüzdüğü bir dere yoktur. Her iki konsolos da Değirmendere’nin debisinin yığınlarca ceset taşımaya uygun olmadığını raporlarında önemle vurgularlar. Diğer taraftan Halep Konsolosu tarafından Morgenthau’ya gönderilen bir raporda, Trabzon Ermeni kafilesinin Halep’e ulaştığı haber verilir (3 Kasım 1915).

Örnek 2: Halep Konsolosu Jackson’ın katliamlara dair raporları da çelişkilerle doludur. Örneğin 19 Ağustos 1915 tarihinde yazdığı bir raporunda Konsolos Jackson, 15 Ağustos 1915 tarihi itibariyle öldürülen Ermeni sayısının 500.000’e ulaştığını bildirir. Bazı şehirler ve ölü sayısı hakkında detaylar verir. Buna göre Urfa - Arappınar arasında yol boyunca seyahat edenler, 500 kadar ceset gördüklerini belirtmişlerdir. Etkilenen yerler Van, Erzurum, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Ankara ve Sivas olarak sayılmaktadır (ABD Arşivi, NARA 867.4016/148). Aynı Konsolos, bir ay kadar sonra, 29 Eylül tarihli bir raporunda, yola çıkanların %15 kadarının sağ salim Halep’e ulaştığını tahmin ettiğini, 21 Eylül günü itibariyle gelenlerin 150.000 olduğunu belirtmektedir.

Buradan hareketle kaybedilen insan sayısının en az 1.000.000 kişi olabileceğini duyduğunu ifade etmektedir. (ABD Arşivi, NARA 867.4016/219148). Buna karşılık Konsolos Jackson Şubat 1916’da sadece kamplarda yardım alanları bile 486 bin olarak rapor etmektedir.

Görüldüğü gibi, Konsolos’un her hesabı çok tartışmalıdır. Sağ salim Halep’e ulaşanlar yola çıkanların %15; gelenlerin sayısı ise 150.000 kadar olduğuna göre, sürgün edilenler 2.250.000 kişi olmalıdır.

Hâlbuki Konsolos’un raporundaki tek somut bilgi, Urfa-Arappınar arasında bir katliamın meydana geldiği ve bu katliamda 500 kişinin öldüğüdür.

Sözde tanık raporlarından bir kaçına göz atalım: Van’da 1915 yılında misyoner olarak bulunan Clarence D. Ussher Nisan ve Mayıs aylarında Van çevresinde Havasor kazasında yaşanan katliamları anlatmaktadır. Hâlbuki o Havasor kazasına hiç gitmemiştir. Yine Ussher güya Vali Cevdet ile bir görüşme yaptığını ve onun kendisine Çatak’taki bütün Ermenileri öldüreceğini söylediğini yazmaktadır.

Bir vali bu tür bir beyanda bulunabilir mi? Ussher’in tanıklığındaki maddi yanlışlar o kadar çoktur ki ünlü ABD vatandaşı tarihçi Justin McCarthy uzun bir liste hazırlamıştır.

Ussher, Almanların Van’da komuta ettiklerini yazar, bu doğru değildir. Nitekim İngiliz konsolosu Yüzbaşı Trell, The London Times’a Ussher’in güvenilmez olduğunu yazmıştır.

Bir başka misyoner Bayan Knapp, Van isyanını anlatmaktadır ama o Bitlis’teki misyon merkezini asla terk etmiş değildir. Harput’ta yaşayan misyonerlerden birisi olan Maria Jacobsen’in günlüğünde “Harput’tan sürgün 10 Temmuz günü başlamıştır” der. Halbuki Amerikanın Halep Konsolosu Jackson 16 Ekim 1915 tarihli raporunda bir tanık ifadesine yer vermekte ve bu tanık sürgünün 1 Haziran’da başladığını yazmaktadır. Her iki raporun da yanlış olduğunu biliyoruz zira Harput konsolosu L. Davis sürgün başlangıç tarihini 1 Temmuz olarak vermektedir ki doğrusu budur.

Burada tanık ifadelerinde sayı ve tarihlerin nasıl çarpıtıldığı, karıştırıldığı açıkça görülmektedir. Yine Sivas’taki Amerikan misyonunda görev yapan Mary L. Graffam bir raporunda Samsun konsolosunun Arditti adlı müfettişe dayanarak, tamamını ölü olarak kaydettiği Samsun ve Amasya Ermenilerinin Sivas’ın ötesinde Kahta’ya kadar ulaştıklarını belirtir.

Yine Harput Amerikan Konsolosu Leslie Davis’in 11 Temmuz 1915 tarihli bir raporu vardır. 23 Haziran’da Harput’tan sürgün edilen ve aralarında hatırı sayılır Ermenilerin ve tutuklu profesörlerin de bulunduğu bir kafilenin akıbetleri hakkında konsolos “Bunların tamamının öldürüldüğüne dair tekrar edile gelen bir söylenti var ve çok az şüphe var ki, öldürüldüler”

şeklinde rapor yazar. Yine aynı kafile ve tutuklu profesörler hakkında, 23 Haziran günü, günlüğüne not düşen misyoner Tracy Atkinson, “eminiz ki bu adamlar ölüme gönderildiler” dedikten sonra, “ölümlerinin nasıl gerçekleştiğine dair bize bazı dedikodular ulaştı ama hiçbir şey doğrulanmadı.” demektedir.

Konsolosların bu ifadeleri onların, bazı tarihçilerin iddia ettikleri gibi olayların tanıkları olmadıklarını açıkça göstermektedir.

Leslie Davis’in peşin hükümlü başka bir raporuna örnek de şudur: Harput’tan 23 Haziran 1915 gecesi bir konvoy yola çıkarılmıştır.

Davis raporunda, şehrin ileri gelenlerinden 150 kişinin öküz arabalarıyla yerel hapishaneden alınarak bilinmeyen bir yöne götürüldüğünü, daha sonra bunların hemen tamamının Ergani Madeni yakınlarında, Diyarbakır ile Harput ortasında bir yerde, katledildiklerinin duyulduğunu yazmaktadır. 30 Aralık 1915 tarihinde yazdığı başka bir raporda ise, önceki iki raporunda sürgün edilenlerin akıbetleri hakkındaki tahmin ve korkularının gerçekleştiğini kanıt sunmadan kaydetmektedir. Böylece, aslında önceki iki raporunda verdiği kayıp bilgilerinin tamamen duyum olduğunu itiraf etmiş olmaktadır.

Diğer misyoner raporları da tek tek incelendiğinde bu tür çelişkiler çok fazladır. Sason’da misyoner olmadığı halde Sason katliamları tanıkmış gibi anlatılmıştır.

 

PDF -> English, Türkçe

BENZER KONULU MADDELER:

haypedia.com
armeniaottomanpedia.com
armeniaturkishpedia.com
HAKKIMIZDA
Yardım
İletişim
© 2015 haypedia.com